Almanca C1 Hikâye: Der Redenschreiber (Konuşma yazarı) — Sesli, Türkçesiyle ve Alıştırmalarıyla
Der RedenschreiberKonuşma yazarı
- Konjunktiv II geçmiş: einen Absatz, der so kritisch geriet, dass er ihn selbst nicht vorgetragen hätte
- Konjunktiv I ile aktarım: Er habe die Rede gehört, sagte er, …
- Rol ile kişisel inanç arasındaki gerilimi tartışmak
Hikâye
Seit sechs Jahren schrieb Felix Reden für die Oberbürgermeisterin. Er hatte sich an den eigentümlichen Zustand gewöhnt, dass seine Sätze in Zeitungen zitiert wurden, ohne dass jemand seinen Namen kannte. Er betrachtete sich als Handwerker, nicht als Künstler: Eine gute Rede, pflegte er zu sagen, sei wie ein Maßanzug – sie müsse dem Träger passen, nicht dem Schneider. Im Frühjahr stand die Eröffnung eines umstrittenen Neubaugebiets an. Über hundert Kleingärten waren dafür eingeebnet worden, und die Proteste hatten monatelang die Lokalpresse beherrscht. Die Oberbürgermeisterin wünschte sich eine Rede, die „nach vorne schaut“, und ließ durchblicken, dass die Kleingärten darin nicht vorkommen sollten. Felix schrieb drei Fassungen. In der ersten erwähnte er die Gärten gar nicht, und der Text las sich glatt und leer wie ein Prospekt. In der zweiten widmete er ihnen einen Absatz, der so kritisch geriet, dass er ihn selbst nicht vorgetragen hätte. Erst die dritte fand einen Ton, mit dem er leben konnte: Sie würdigte, was verloren gegangen war, ohne die Entscheidung zurückzunehmen. Sie enthielt einen Satz, auf den er ein wenig stolz war: „Eine Stadt, die wächst, sollte nicht vergessen, worauf sie gewachsen ist.“ Die Oberbürgermeisterin strich den Absatz. Sie tat es ohne Groll, beinahe freundlich, mit der Bemerkung, man solle alte Wunden nicht unnötig aufreißen. Felix widersprach nicht; das gehörte nicht zu seiner Rolle. Am Abend der Eröffnung stand er am Rand der Bühne und hörte, wie seine Sätze in ihrer Stimme klangen – glatt, zuversichtlich und ohne das eine, auf das es ihm angekommen war. Beim Empfang sprach ihn ein älterer Mann an, der vierzig Jahre lang eine der Parzellen bewirtschaftet hatte. Er habe die Rede gehört, sagte er, und es sei eine gute Rede gewesen. Nur habe er sich gefragt, ob der Verfasser je einen Garten besessen habe. Felix antwortete wahrheitsgemäß, er habe als Kind jeden Sommer im Garten seines Großvaters verbracht. Der Mann sah ihn lange an und sagte dann: „Dann wissen Sie ja, was fehlt.“ Am nächsten Morgen reichte Felix keine Kündigung ein, denn dafür war er zu vernünftig. Aber er begann, einen eigenen Text zu schreiben, einen, den niemand streichen konnte. Er erschien ein halbes Jahr später in der Lokalzeitung, unter seinem Namen, und handelte von Gärten.
Alıştırmalar
Vor dem Lesen: Kennst du die Wörter?
Okumadan önce: bu kelimeler hikâyede geçiyor. Her birinin anlamını seçin.
der Maßanzug
umstritten
streichen
würdigen
Wovon handelt die Geschichte?
Hikâyede ne oluyor? Doğru olan bütün cümleleri seçin — birden fazla cevap doğru olabilir.
Was steht in der Geschichte?
Her soruda tek cevap doğru. Kontrol edince kısa açıklama görünür.
BaşıWie sieht Felix seine Arbeit?
Er betrachtete sich als Handwerker, nicht als Künstler … — Kendini sanatçı değil, zanaatkâr olarak görüyordu.
BaşıWarum ist das Neubaugebiet umstritten?
Protestolar aylarca yerel basını meşgul etmiş.
OrtasıWie war der Absatz in der zweiten Fassung?
Birinci versiyon «glatt und leer», ikincisi fazla eleştirel, üçüncüsü dengeli.
SonuWas fragt sich der ältere Mann?
Nur habe er sich gefragt, ob der Verfasser je einen Garten besessen habe. — Yalnızca, metni yazanın hiç bahçesi olup olmadığını merak etmiş.
Was passiert zuerst, was dann?
Olaylara gerçekleştikleri sırayla dokunun (anlatılma sırası farklı olabilir); sağdaki listeye geçerler. Yanlış yere koyduğunuzu geri almak için ona tekrar dokunun.
Olaylar
Sizin sıranız
Kennst du die Wörter?
Hikâyenin kelimeleri bu kez başka bir metinde. Boşluğa tıklayın, sonra aşağıdan kelimeyi seçin; bir kelime fazladır. Her kelime bir kez kullanılır.
Für das Jubiläum unserer Schule sollte ich eine kurze Rede schreiben. Der Direktor wollte nicht, dass ich die Schließung der alten Turnhalle erwähne. Ich schrieb trotzdem einen Absatz, der die Halle , ohne die Entscheidung zu kritisieren. Der Direktor ihn. Ich nicht, denn das gehörte nicht zu meiner Rolle. Nach der Feier sagte eine ehemalige Lehrerin zu mir: „Eine gute Rede ist wie ein : Sie muss dem Redner passen.“
Grammatik: Schreib die richtige Form.
İlk iki maddede Konjunktiv II geçmiş (hätte / wäre + Partizip II). Diğer maddelerde dolaylı anlatım (Konjunktiv I; düz anlatımla aynıysa Konjunktiv II). Büyük/küçük harf önemlidir.
Mit dem Absatz die Rede ehrlicher gewesen.
Ohne den Satz des Mannes Felix den eigenen Text nicht geschrieben.
Der Mann„Ich habe die Rede gehört.“ → Er sagte, er die Rede gehört.
Die Oberbürgermeisterin„Man soll alte Wunden nicht aufreißen.“ → Sie meinte, man alte Wunden nicht aufreißen.
Was bedeutet das Wort hier?
Sözlüğe bakmadan, cümlenin geri kalanından anlamı çıkarın.
Die Oberbürgermeisterin wünschte sich eine Rede, die „nach vorne schaut“, und ließ durchblicken, dass die Kleingärten darin nicht vorkommen sollten.
«ließ durchblicken» burada ne demek?
Açık bir emir yok; isteğini dolaylı biçimde hissettiriyor → durchblicken lassen = sezdirmek.
Sprich!
Soruyu dinleyin ve görüşünüzü gerekçelendirin. Mavi baloncuğa dokunursanız soruyu dinlersiniz. Mikrofon isteğe bağlıdır: tarayıcı söylediğinizi yazıya döker; bu bir not değildir, anlamı örnek cevapla siz karşılaştırırsınız.
Ich denke, ein Redenschreiber sollte vor allem der Person dienen, die spricht. Andererseits muss er mit seinen Sätzen leben können. Wenn ihm etwas sehr wichtig ist, kann er es, wie Felix, in einem eigenen Text sagen.Örnek cevabı aç
Schreib!
Felix’in yerel gazetedeki yazısının ilk paragrafını yazın (60–80 kelime). Önce kendiniz yazın, sonra örnekle karşılaştırın: aynı yapıları kullandınız mı?
- kişisel bir anı
- olgu: ne oldu
- karşı görüşü kabul eden bir cümle
- çizilen cümleye bir gönderme
Örnek cevabı aç
Als Kind habe ich jeden Sommer im Garten meines Großvaters verbracht. Dort habe ich gelernt, dass Tomaten Geduld brauchen und dass ein Zaun Nachbarn nicht nur trennt, sondern auch verbindet. Im Frühjahr wurden in unserer Stadt über hundert Kleingärten eingeebnet, um Platz für neue Wohnungen zu schaffen. Vielleicht war die Entscheidung richtig. Trotzdem sollte eine Stadt, die wächst, nicht vergessen, worauf sie gewachsen ist.
Türkçesi
Felix altı yıldır belediye başkanı için konuşma yazıyordu. Cümlelerinin gazetelerde, kimse adını bilmeden alıntılanmasına alışmıştı. Kendini sanatçı değil zanaatkâr sayıyordu: İyi bir konuşma, derdi, ısmarlama bir takım elbise gibidir — terziye değil, giyene uymalıdır. İlkbaharda tartışmalı bir yeni yerleşim alanının açılışı vardı. Bunun için yüzü aşkın hobi bahçesi düzlenmiş, protestolar aylarca yerel basını meşgul etmişti. Belediye başkanı «ileriye bakan» bir konuşma istiyordu ve bahçelerin konuşmada geçmemesi gerektiğini ima etti. Felix üç versiyon yazdı. İlkinde bahçelerden hiç söz etmedi; metin bir broşür gibi pürüzsüz ve boş okunuyordu. İkincisinde onlara bir paragraf ayırdı; paragraf öylesine eleştirel olmuştu ki kendisi de okumazdı. Ancak üçüncüsü içine sindirebildiği bir ton buldu: Kararı geri almadan, kaybedileni onurlandırıyordu. Biraz gurur duyduğu bir cümle de içeriyordu: «Büyüyen bir şehir, üzerinde büyüdüğü toprağı unutmamalıdır.» Belediye başkanı paragrafı çıkardı. Bunu kırgınlık göstermeden, neredeyse dostça, eski yaraları gereksiz yere deşmemek gerektiği sözüyle yaptı. Felix itiraz etmedi; bu onun rolüne düşmezdi. Açılış akşamı sahnenin kenarında durup cümlelerinin onun sesinde nasıl çınladığını dinledi — pürüzsüz, kendinden emin ve onun için asıl önemli olan o tek şeyden yoksun. Resepsiyonda kırk yıl boyunca o parsellerden birini işlemiş yaşlı bir adam yanına geldi. Konuşmayı dinlediğini, iyi bir konuşma olduğunu söyledi. Yalnızca, yazarının hiç bahçesi olup olmadığını merak etmiş. Felix dürüstçe, çocukken her yazı dedesinin bahçesinde geçirdiğini söyledi. Adam ona uzun uzun baktı ve dedi ki: «O hâlde neyin eksik olduğunu biliyorsunuz.» Ertesi sabah Felix istifa etmedi; bunu yapamayacak kadar ihtiyatlıydı. Ama kendi metnini yazmaya başladı — kimsenin çıkaramayacağı bir metin. Yarım yıl sonra yerel gazetede, kendi adıyla çıktı ve bahçeleri anlatıyordu.
